8 Haziran 2015 Pazartesi

Çanakkale 29/04/2015 - 03/05/2015

Bebeğimiz Öykü 6 aylık olduğunda İstanbul’dan çok yakın arkadaşlarımız Pınar ve Emre İzmir’e bizi ziyarete gelmişlerdi. O arada boş durmayıp (2015 yılının 1 Mayıs tatilinin Cuma gününe gelmesi vesilesiyle) Çanakkale-Gelibolu-Bozcaada tatili planlamıştık. Bu planlamayı iki ay önce yaptığımız çok iyi olmuş, otellerde yer bulamayacakmışız.
Zaten bu durum Çanakkale’nin nedense bir türlü çözülmeyen sorunudur. Bu kadar tarihi ve turistik noktaya ev sahipliği yaptığı halde tesis sayısı çok az; çok erken plan ve rezervasyon yapmak zorundasınız. Çok kez Çanakkale’nin içinden geçmiş ya da ada turları sırasında şehirde kısa gezintiler yapmıştım ama Şehitlik’e gitmek hiç nasip olmamıştı. Ve tabi ki kızımızla ilk kez üç gece otelde kalmalı bir tatil yapacaktık. Bu nedenle çanta hazırlama faslı biraz uzun sürdü; ilkbahar dengesizliği, Çanakkale rüzgarı, Bozcaada güneşi derken, Öykü için iki çanta, bizim içinse bir kol çantasıyla yola çıktık :)


Perşembe akşamı iş çıkışı Ali, Öykü, Gözde ve ben İzmir’den çıktık. Pınar ve Emre de İstanbul’dan yola çıktılar ve yakın zamanlarda Ezine’de buluştuk. Ezine, Bozcaada’ya giderken İzmir’den yola çıkanlar için süper bir konaklama noktası. İskeleye yaklaşık yarım saat mesafede. (Geyikli’de konaklama yapacak yer var mı bilmiyorum.) İlk geceyi Ezine Öğretmenevi’nde geçirdik. Öğretmenevi gece saat 12:00’de resepsiyonunu kapatıyormuş. Check-in konusunda biraz acele etmemiz gerekti. Diyarbakır Öğretmenevi’nde yaptığımız konaklamadan sonra öğretmenevi konusunda çıtayı hayli dibe çekmiştik, berbat bir yerdi. Burası ise tertemiz, sıcak (hatta gece yatarken kalorifer peteklerini kapatmazsanız fazla sıcak) bir yer. Kahvaltıda Ezine peyniri veriyorlar. İlk çay müesseseden, sonrakiler ücretli. Fiyatlar oldukça makul (0,5 lt su 50 kr). Türk kahvesi ve gözlemesi harikaymış :)  Ancak biz ikisini de deneyemedik; kahveye zamanımız kalmadı, gözlemeninse sezonu açılmamış.



. 1 Mayıs Cuma sabahı Bozcaada feribotuna binmek üzere Geyikli iskelesine gittik. İskele çok kalabalıktı. Hassasiyetinizi rica ettiğim bir konu var: Geyikli iskelesine aracınızla giderken, özellikle yolun sonuna yaklaştığınız yerlerde lütfen hız yapmayın. Zira feribotu bekleyen araçlarla uzayıp giden kuyruk, sizin hızla girdiğiniz virajın, göremediğiniz bir yerinden başlıyor olabilir. İki kez zincirleme kaza atlattık.



Bir de feribota binmeyi bekleyen araçlarla, otoparka girmek için bekleyen araçların sırası farklı. Adaya yayan geçecekseniz otoparka girmek için feribot sırasına girmeyin.  Gestaş feribot seferlerini gidişte sıklaştırmış, dönüşte saatsiz olarak yapmıştı (dolmuş usulü). Fiyatlar ise şöyle: Otomobil için gidiş-dönüş yolcular dahil 70 TL. Araçla geçmiyorsanız yaya başına 7’şer TL. Yolculuk yaklaşık 45 dakika sürüyor.
Bozcaada’ya (eski adıyla Tenedos) arabayla geçecekseniz Kaleyi (giriş ücreti 5 TL), Ayazma Plajı’nı, Habbele Plajı’nı, Rum evlerini, Polente Feneri’ni, şarap bağ ve fabrikalarını, Ayazma Manastırı’nı, Bozcaada Müzesi’ni gezebilirsiniz.




 Burada bisiklet ya da motosiklet kiralamak da gezmek için çok iyi bir fikir. Bisiklet 25 TL, motosiklet 70 TL (A2 ehliyet şartı var), Jeep 12 saatliğine 150 TL karşılığında kiralanabiliyor.


Bozcaada’ya yayan mı geçsek, arabayla mı derken, arabayı almamaya karar verdik ve en iyisini yapmışız. O kalabalıkta otopark bulmak, karınca sürüsünü andıran yayaları ezmeden araç kullanmak hayli yorucu. Zaten bizim gibi hızlandırılmış tur yapıyorsanız, yürüyerek dolaşmak yeterli oluyor. 
Bozcaada atmosferiyle, lokasyonuyla, Bi Küçük Eylül Meselesi’yle, Güle Güle’siyle görülmesi, yaşanması gereken bir yer. Bizim orada geçirmek için sadece birkaç saatimiz vardı. Kalıp gecesini de yaşamayı bir başka geziye erteledik. 



Adaya ayak basar basmaz sizi tezgahlar karşılıyor. Hediyelikler, reçeller, şaraplar… Lakin halka açık yerlerde alkol tüketimine düzenleme getirildiğinden her yerde şarap tadımı yapamıyorsunuz. Bunun için bazı şarap firmaları kafeler açmış. 10 TL karşılığında şaraplarını tadabiliyor, isterseniz satın alabiliyorsunuz. Ben bir ‘meyveli ve yumuşak şarap’ sever olduğumdan adadaki şaraplar bana pek hitap etmedi. Biz Çamlıbağ şaraplarını denemek üzere Tenedion Cafe’ye girdik.



 Bize hitap eden daha çok Veli Dede kurabiyeleri, Çınaraltı Cafe’nin Türk kahvesi sunumu, çok değişik hediyelikler satan şirin dükkanları, süslü bahçeli evleri oldu.


Bir yeri güzelleştirmek ne kadar da kolay aslında...




 Şu meşhur Pisagor kadehlerinden burada da bulduk. İkramda eşitliği temsil eden bu kadehler çok ilginç. Bu kadehleri biraz fazla doldurduğunuzda içindeki tüm içkiyi boşaltıyor. Kendime herkesinkinden iki parmak fazla koyayım diyemiyorsunuz :)


Veli Dede meşhur badem kurabiyesinin yanında içi çikolatalı harika bir kurabiye de satıyor (3,50 TL / adet). İkisini de mutlaka denemelisiniz.



Karnımız acıktığında yemek yemek için bir yer aramaya başladık ve talep gördüğü belli olan Şişman isimli bir restorana oturduk. Ve kalktık. Çünkü yemek istediğimiz hiçbir şey (menüde yazdığı halde) yoktu ve servis inanılmaz yavaştı. Biz biraz daha bira & meze, balık yiyebileceğimiz bir mekan istedik; Şişman’da köfteden makarnaya kadar çok şey var ( ama servis yok :p).


Derken Güverte’yi bulduk. Tesadüf. Asma yaprağında sardalya ve kabakçiçeği dolması yeme ümidiyle oturduk ama sardalya için ağustosu, kabakçiçeği için haziranı beklemeliymişiz L Mekanın mezeleri başarılıydı. Özellikle hafif acılı bir meze olan karpatyayı ve Girit ezmeyi mutlaka deneyin. Kalamar vasat, karides orta halliydi.




Bu arada gezi öncesi yaptığımız araştırmalar adanın yüksek fiyatlarından bahsediyordu ama mayıs başında (belki de sezon henüz açılmadığı için) fiyatlar gayet normaldi. Her zamanki gibi tabelaları sizin için fotoğrafladık :) 



 Reçel konusuna ayrı bir başlık açmak gerek aslında. Zira her şeyin reçelini yapıyorlar; gelincik çiçeğinin bile J Kabak, içine badem koydukları domates ve tabi ki gelincik reçelleri bizim favorilerimiz oldu. Bütün ada fiyat konusunda ağız birliği yapmış; küçük kavanozda reçel 7,50, büyükler 12,50 TL. Adada naylon poşet kullanımı yasakmış. Bu nedenle tüm alışverişlerde karton poşet kullanılıyor.Arabayı karşıda bırakmanın memnuniyeti ve uzun araç kuyruğuna girmemenin hafifliğiyle feribota bindik, Geyikli’ye döndük. Yol üzerinde Truva Antik Kenti’ne kısa bir ateş alma ziyareti yaptık. Bu ziyaret bir rehber eşliğinde yapılmazsa, atın içine girip penceresinde fotoğraf çektirmekten öteye geçemiyor :) Yaz saati uygulamasıyla antik kent saat 20:00’de ziyarete kapanıyor.




Yazının başında dedim ya, iyi ki erken rezervasyon yaptırmışız diye; iki ay önceden aradığımız halde ancak son odayı kapabilmişiz. Akşam onlarca (ama sahiden onlarca) insan otele gelip oda sordu. Tatile gelmişler ama şehrin bu kadar otelsiz olacağını düşünmediklerinden sokakta kalmışlardı.  Biz The City Residence isimli bir apart otelde kaldık. Buraya neredekal.com’un tavsiyelerinden ulaştık. Odalar tertemiz ve tam tekmil. Özellikle bizim gibi hem arkadaşlı hem bebekli tatil yapıyorsanız çok uygun bir seçenek. Bebek yatağı da veriyorlar. Çamaşır makinesi de var. Otelin otoparkı yok. Araçla geldiyseniz otelin çok yakınında ücretli bir otopark var. Bazı odalardan otopark görünüyor (özellikle motosikletle gidenler için). Odaya eşyalarımızı bırakıp tur atmak üzere dışarı çıktık. Önce Öz Biga Köfte Salonu’nda köfte yedik (ki hayatımın en kötü köftelerinden biriydi; çok kalabalık bir okul grubu gelmişti tam o anda, belki o nedenle bu kadar özensiz olmuştu). Sonra kordonda bir yürüyüş yaptık ve şu meşhur atı gördük. Troy filminde kullanılan at Warner Bross’la anlaşılıp Çanakkale’de sahile konmuş. 


Otelimizde güzel bir uyku çekip sabahın köründe Öykü hanımla birlikte hortladık :) Bir bebek yattığı yerde bu pozisyonu nasıl alır bilmiyorum. Gerçi bu bizim cadıysa her şey mümkün :)


Biz mekanlarda yer bildirimi ve yorum yapmaya çok önem veriyoruz. Bizim için mekan (otel, restoran vs) seçiminde en önemli kriter müşteri yorumları. Sabah kahvaltıya gitmek için de yorumlara bakıp Orkide Unlu Mamuller isimli yere karar verdik.



Yeri bir turist için oldukça ters olsa da, on numara bir mekan. Kahvaltıda Karadeniz’in bizim biraz yabancısı olduğumuz lezzetlerini sunuyorlar. Kaygana ve kuymak mutlaka ama mutlaka denenmeli. Kahvaltının kişi başı ücreti 15 TL. İstediğiniz her şeyden tekrar tekrar getiriyorlar. Çay da sınırsız. Ekstralarla birlikte kişi başı 20 TL ödeyerek mekandan ayrıldık. İstikamet Gelibolu ve Şehitlikler.
 1 Mayıs tatili oluşunu göz ardı etmeseymişiz iyiymiş. Kilitbahir’e geçmek üzere iskeleye yaklaştığımızda Türkiye’nin buraya akmış olduğunu gördük. Gerçekten çok ciddi bir yoğunluk vardı, hem feribot kuyruklarında hem de Şehitlik’te. (Bu arada Kilitbahir feribotu araçla geçiş ücreti 30, Eceabat feribotu 35 TL). Biz ziyaretlere Kilitbahir’den başladık. Ancak Eceabat’a geçip vakitlice rezervasyonumuzu yaptırıp Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi ile başlamalıymışız




Bu merkezin detaylarına gelibolu.milliparklar.gov.tr adresinden ulaşın. Mutlaka rezervasyon yaptırın. Bu merkez, yarımadada göreceğiniz her şeyi en ince detayıyla tanıtan, küçük gruplar halinde içeri girip rehber eşliğinde gezilen bir merkez. Çanakkale tanıtımı için bugüne kadar atılmış en önemli adım bence. Biz oraya vardığımızda saat 16:00 idi ve son grubu da alıp mesaiyi bitirmişlerdi.

Gelibolu’ya Necmettin Halil Onan’ın şu dizeleriyle geçiyoruz:


‘Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın



Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver bu sessiz yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.’



Biz Kilitbahir Kalesi ile başlamayı planladık ancak kalede çalışma olduğundan ziyarete kapalıymış. ‘Çimlere bamayarak’ yola devam ettik :)


Burada Şehitlik’te görülecek yerleri sıralamayacağız. Aslında mutlaka rehber eşliğinde, basmadık kaldırım taşı bırakmayacak şekilde gezilmesi gereken bir yer burası. He yer anıt, her yer şehit kanı, her yer ayrı bir hikaye. Anadolu’nun cazibesi, ülke yöneticilerinin bitmeyen hırsları, bizden de ‘onlardan’ da çok kan dökmüş. Anadolu’yu kahramanca korumuş her bir Türk ve buraya neden getirildiğini bile bilmeyen ‘düşman’ askerleri hem karşı karşıya hem de sırt sırta bir mücadele vermişler. (Bkz. Mehmetçiğe Derin Saygı Anıtı).


Çanakkale Savaşı, nerede okuduğumu hatırlamadığım şu sözü aklıma getirir hep: ‘İnsanlar bazen yanlış adreste karşılaşırlar. Amerikalı askerle, Bağdatlı kundura tamircisinin şahsi hiçbir problemi yoktu.’ Bir savaşta ne kadar destan yazılsa da, madalyonun bir de öbür yüzü var: ‘Çanakkale içinde bir uzun servi, kimimiz nişanlı kimimiz evli, of gençliğim eyvah’


 Gelibolu Yarımadası’nı gezerken haklı bir gurur mu duysak, insanlığımıza lanet mi etsek bilemedik. Zira bu kadar canı yakan da bizimle aynı türden; insan…





Şehitlik gezisiyle ilgili naçizane önerilere devam edelim:

·         İmkanınız varsa tatil olmayan bir dönemde gidin, kalabalığı azaltmak ve kalabalıkta ezilmemek için.
·         Elinizde güncel bir kroki olursa (rehber eşliğinde değilseniz) daha rahat edersiniz. Harita ve bilgilendirme broşürleri otellerde ve danışma noktalarında ücretsiz veriliyor. Şehitlik içinde de 1-2 TL’ye satın alabilirsiniz.
·         Gerçi kafeler, büfeler var ama siz yine de yanınıza atıştırmalık ve su alın.·         Bölge fena rüzgarlı. Özellikle bebekli/çocukluysanız iki kat önlem alın.
·         Fotoğraf çekeceğiniz cihazın şarjını önceden kontrol edin.
·         Anıtlara, mezarlıklara yaslanıp bikinili katalog çekimi yaptırır gibi pozlar vermeyin. Çiçekleri koparmayın. 
- Anıtlarda yol olan yerler dışında (mesela çiçeklerin üstünde) yürümeyin. Çiçeklerin arasına girip çamaşır deterjanı reklamlarındaki gibi yuvarlanmayın, fotoğraf çektirmeye çalışmayın. 
Yüksek sesle konuşmayın. Yediklerinizin çöpünü yere atmayın. Oradaki güvenlik görevlilerini çıldırtmayın. Bas bas düdük çalmak zorunda bırakmayın. Şehitlerinin ruhuna dokunmaya gelmiş insanların duygusal modunu kaçırmayın, asabını bozmayın. 

Kısacası lütfen ORANIN ŞEHİTLİK OLDUĞUNU UNUTMAYIN.


Son maddede bahsi geçen durumları bizzat yaşadık. Deşifre etmek gibi olmasın diye, bunu yapanların fotoğraflarını buraya koymadık. Hassasiyetinizi rica ederiz.






 Hediyelik eşya satış noktasında oldukça ilginç bir ürün bulduk. Paketin içinde bir tişört, bir de boya seti. Çocuklar, tişörtün üzerindeki asker ve bayrak figürlerini istedikleri gibi boyuyorlar, giyiyorlar. Boya, kumaş yıkandıkça çıkıyor ve tekrar istedikleri gibi boyuyorlar. 


Gürültüden, aslında bir şehitlik geziyor olduğumuzu Anzac Koyu’nda anlayabildik. Kimse yoktu. Ali burayı daha önce Avustralyalı damat John ile gezdiğinden Anzac Koyu’nu bulabildik. Yoksa tabelası çok küçük. Bir bilenle gitmezseniz, görmeden geçebilirsiniz.




Yukarıda da belirttiğimiz gibi; ‘Gelibolu’da şuralar, şu sırayla gezilir’ kısmına bu yazıda girmiyoruz. Burası hem ara başlıkta anlatılacak gibi bir yer değil, bir destan coğrafyası; hem de bizim bu yazıyı yazmaktaki amacımız o değil. 









Kanımızı donduran 57. Alay, savaş günlerinizi gözümüzde canlandırdığımız siperler, savaşa bir kez daha lanet ettiğimiz Mehmetçiğe Saygı Anıtı, güçlü inancıyla heybetini birleştiren büyük insan Seyit Onbaşı ve diğer onlarca değerli noktayı ardımızda bırakıp feribot iskelesinin yolunu tuttuk. Kalabalık iskeleye kilometreler kala başlıyordu. ‘Kilitbahir’den geldik ama dönüşü Eceabat’tan mı yapsak, orası daha mı sakindir derken, Kilitbahir iskelesine yöneldik ve şanslıydık ki, üçüncü feribota binebilmiştik. Akşam yemeği için Kordon’da Cafe Du Port isimli bir yere gittik. Makarna, ızgara, salata, tatlı, alkol var. Güzel bir mekan. Aslında bir otelin restoranı, bu nedenle genelde kalabalık ama biz geç gittiğimizden sakinleşmişti.


Ertesi sabah Kordon’da bir simitçide kahvaltı yapıp şehri gezdik. İlk Nusrat Mayın Gemisi’nin temsilini ziyaret etmek istedik ama içeri gruplar halinde alıyorlardı ve biz geç kalmıştık. Grubu kaçırmıştık. 




Rotayı Aynalı Çarşı’ya çevirdik. Birkaç yıl öncesine kadar kaderine terk edilmiş halde duran çarşı, bugün bir Kapalıçarşı edasıyla turistleri ağırlıyor. Bu hale getirenlerin eline sağlık :)


 Peynir helvası Çanakkale’nin meşhur tatlısı. Biz Hüsmenoğlu’ndan aldık. Oldukça lezzetli bir tatlı. Ambalajında uzun süre tazeliğini koruyormuş. Sevdikleriniz için güzel bir hediye :)Bebekli olduğumuzdan tempomuzu çok yükseltmedik. Aslında görülecek daha nice güzel yer var Çanakkale’de. Saat kulesi, Çimenlik Kalesi, Deniz Müzesi görülmeli.Biz ise öğlen sonuna çok kalmadan dönüşe geçtik. Kaz Dağları’nın kıvrılan yollarından inip çocukluğumun geçtiği Akçay’da bir yemek molası verdik. Burası da hızla şehirleşen, haliyle eski dokusunu kaybeden, ama benim için her zaman yirmi küsur yıl önceki haliyle hatırlanan bir yer. Kordon’daki çay bahçeleri yerini zincir tatlıcılara ve tostçulara bırakmış. Bugün Akçay’ın bir tarafı hızla büyümeye çalışıyor. Diğer taraftan bizim sokağın çınarları anlaşılan buna direniyor… En kötüsü de Kaldırım Büfe’nin yerinde yeller esiyor :(





Bu tatil bize çok iyi geldi. Biraz hızlandırılmış oldu ama, bebekle üç günde en fazla bu kadarı yapılıyor. Biz bebeğimiz var, çok yoğun çalışıyoruz, tatil yapmaya zamanımız yok gibi ‘yaratılmış’ gerekçeleri bir tarafa bıraktık. Her fırsatta dostlarımızla yeni anılar biriktiriyoruz ve orayadagittik.blogspot aracılığıyla sizinle yaşadıklarımızı ve hissettiklerimizi paylaşıyoruz. Gittiğimiz yerlerin nasıllarını (nasıl gidilir, maliyeti nedir vs) anlatmaya çalışıyoruz. Bir başka gezi sonrasında tekrar buluşmak üzere; yollarda kalın :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder