Bebeğimiz Öykü 6 aylık olduğunda İstanbul’dan çok yakın
arkadaşlarımız Pınar ve Emre İzmir’e bizi ziyarete gelmişlerdi. O arada boş
durmayıp (2015 yılının 1 Mayıs tatilinin Cuma gününe gelmesi vesilesiyle)
Çanakkale-Gelibolu-Bozcaada tatili planlamıştık. Bu planlamayı iki ay önce
yaptığımız çok iyi olmuş, otellerde yer bulamayacakmışız.
Zaten bu durum Çanakkale’nin nedense bir türlü çözülmeyen sorunudur. Bu kadar tarihi ve turistik noktaya ev sahipliği yaptığı halde tesis sayısı çok az; çok erken plan ve rezervasyon yapmak zorundasınız. Çok kez Çanakkale’nin içinden geçmiş ya da ada turları sırasında şehirde kısa gezintiler yapmıştım ama Şehitlik’e gitmek hiç nasip olmamıştı. Ve tabi ki kızımızla ilk kez üç gece otelde kalmalı bir tatil yapacaktık. Bu nedenle çanta hazırlama faslı biraz uzun sürdü; ilkbahar dengesizliği, Çanakkale rüzgarı, Bozcaada güneşi derken, Öykü için iki çanta, bizim içinse bir kol çantasıyla yola çıktık :)
Zaten bu durum Çanakkale’nin nedense bir türlü çözülmeyen sorunudur. Bu kadar tarihi ve turistik noktaya ev sahipliği yaptığı halde tesis sayısı çok az; çok erken plan ve rezervasyon yapmak zorundasınız. Çok kez Çanakkale’nin içinden geçmiş ya da ada turları sırasında şehirde kısa gezintiler yapmıştım ama Şehitlik’e gitmek hiç nasip olmamıştı. Ve tabi ki kızımızla ilk kez üç gece otelde kalmalı bir tatil yapacaktık. Bu nedenle çanta hazırlama faslı biraz uzun sürdü; ilkbahar dengesizliği, Çanakkale rüzgarı, Bozcaada güneşi derken, Öykü için iki çanta, bizim içinse bir kol çantasıyla yola çıktık :)
Perşembe akşamı iş çıkışı Ali, Öykü, Gözde ve ben İzmir’den
çıktık. Pınar ve Emre de İstanbul’dan yola çıktılar ve yakın zamanlarda Ezine’de
buluştuk. Ezine, Bozcaada’ya giderken İzmir’den yola çıkanlar için süper bir konaklama noktası. İskeleye yaklaşık yarım saat mesafede. (Geyikli’de konaklama yapacak yer var mı bilmiyorum.) İlk geceyi Ezine Öğretmenevi’nde geçirdik. Öğretmenevi gece saat
12:00’de resepsiyonunu kapatıyormuş. Check-in konusunda biraz acele etmemiz
gerekti. Diyarbakır Öğretmenevi’nde yaptığımız konaklamadan sonra öğretmenevi
konusunda çıtayı hayli dibe çekmiştik, berbat bir yerdi. Burası ise tertemiz,
sıcak (hatta gece yatarken kalorifer peteklerini kapatmazsanız fazla sıcak) bir
yer. Kahvaltıda Ezine peyniri veriyorlar. İlk çay müesseseden, sonrakiler
ücretli. Fiyatlar oldukça makul (0,5 lt su 50 kr). Türk kahvesi ve gözlemesi
harikaymış :) Ancak biz ikisini de deneyemedik; kahveye
zamanımız kalmadı, gözlemeninse sezonu açılmamış.
Bir de feribota binmeyi bekleyen araçlarla, otoparka girmek
için bekleyen araçların sırası farklı. Adaya yayan geçecekseniz otoparka girmek
için feribot sırasına girmeyin. Gestaş
feribot seferlerini gidişte sıklaştırmış, dönüşte saatsiz olarak yapmıştı
(dolmuş usulü). Fiyatlar ise şöyle: Otomobil için gidiş-dönüş yolcular dahil 70
TL. Araçla geçmiyorsanız yaya başına 7’şer TL. Yolculuk yaklaşık 45 dakika
sürüyor.
Bozcaada’ya (eski adıyla Tenedos) arabayla geçecekseniz
Kaleyi (giriş ücreti 5 TL), Ayazma Plajı’nı, Habbele Plajı’nı, Rum evlerini,
Polente Feneri’ni, şarap bağ ve fabrikalarını, Ayazma Manastırı’nı, Bozcaada
Müzesi’ni gezebilirsiniz.
Burada bisiklet ya da motosiklet kiralamak da gezmek için
çok iyi bir fikir. Bisiklet 25 TL, motosiklet 70 TL (A2 ehliyet şartı var),
Jeep 12 saatliğine 150 TL karşılığında kiralanabiliyor.
Bozcaada’ya yayan mı geçsek, arabayla mı derken, arabayı
almamaya karar verdik ve en iyisini yapmışız. O kalabalıkta otopark bulmak,
karınca sürüsünü andıran yayaları ezmeden araç kullanmak hayli yorucu. Zaten
bizim gibi hızlandırılmış tur yapıyorsanız, yürüyerek dolaşmak yeterli oluyor.
Bozcaada atmosferiyle, lokasyonuyla, Bi Küçük Eylül
Meselesi’yle, Güle Güle’siyle görülmesi, yaşanması gereken bir yer. Bizim orada
geçirmek için sadece birkaç saatimiz vardı. Kalıp gecesini de yaşamayı bir
başka geziye erteledik.
Adaya
ayak basar basmaz sizi tezgahlar karşılıyor. Hediyelikler, reçeller, şaraplar…
Lakin halka açık yerlerde alkol tüketimine düzenleme getirildiğinden her yerde
şarap tadımı yapamıyorsunuz. Bunun için bazı şarap firmaları kafeler açmış. 10
TL karşılığında şaraplarını tadabiliyor, isterseniz satın alabiliyorsunuz. Ben bir ‘meyveli ve yumuşak şarap’ sever olduğumdan adadaki
şaraplar bana pek hitap etmedi. Biz Çamlıbağ şaraplarını denemek üzere Tenedion
Cafe’ye girdik.
Bize
hitap eden daha çok Veli Dede kurabiyeleri, Çınaraltı Cafe’nin Türk kahvesi
sunumu, çok değişik hediyelikler satan şirin dükkanları, süslü bahçeli evleri
oldu.
Bir yeri güzelleştirmek ne kadar da kolay aslında...
Şu meşhur Pisagor kadehlerinden burada da bulduk. İkramda eşitliği temsil eden bu kadehler çok ilginç. Bu kadehleri biraz fazla doldurduğunuzda içindeki tüm içkiyi boşaltıyor. Kendime herkesinkinden iki parmak fazla koyayım diyemiyorsunuz :)
Veli Dede meşhur badem kurabiyesinin yanında içi çikolatalı harika bir kurabiye de satıyor (3,50 TL / adet). İkisini de mutlaka denemelisiniz.
Karnımız acıktığında yemek yemek için bir yer aramaya
başladık ve talep gördüğü belli olan Şişman isimli bir restorana oturduk. Ve
kalktık. Çünkü yemek istediğimiz hiçbir şey (menüde yazdığı halde) yoktu ve
servis inanılmaz yavaştı. Biz biraz daha bira & meze, balık yiyebileceğimiz
bir mekan istedik; Şişman’da köfteden makarnaya kadar çok şey var ( ama servis
yok :p).
Derken Güverte’yi bulduk. Tesadüf. Asma yaprağında sardalya
ve kabakçiçeği dolması yeme ümidiyle oturduk ama sardalya için ağustosu,
kabakçiçeği için haziranı beklemeliymişiz L
Mekanın mezeleri başarılıydı. Özellikle hafif acılı bir meze olan karpatyayı ve
Girit ezmeyi mutlaka deneyin. Kalamar vasat, karides orta halliydi.
Bu arada gezi öncesi yaptığımız araştırmalar adanın yüksek
fiyatlarından bahsediyordu ama mayıs başında (belki de sezon henüz açılmadığı
için) fiyatlar gayet normaldi. Her zamanki gibi tabelaları sizin için
fotoğrafladık :)
Yazının başında dedim ya, iyi ki erken rezervasyon
yaptırmışız diye; iki ay önceden aradığımız halde ancak son odayı kapabilmişiz.
Akşam onlarca (ama sahiden onlarca) insan otele gelip oda sordu. Tatile
gelmişler ama şehrin bu kadar otelsiz olacağını düşünmediklerinden sokakta
kalmışlardı. Biz The City Residence
isimli bir apart otelde kaldık. Buraya neredekal.com’un tavsiyelerinden
ulaştık. Odalar tertemiz ve tam tekmil. Özellikle bizim gibi hem arkadaşlı hem
bebekli tatil yapıyorsanız çok uygun bir seçenek. Bebek yatağı da veriyorlar.
Çamaşır makinesi de var. Otelin otoparkı yok. Araçla geldiyseniz otelin çok
yakınında ücretli bir otopark var. Bazı odalardan otopark görünüyor (özellikle
motosikletle gidenler için). Odaya eşyalarımızı bırakıp tur atmak üzere dışarı
çıktık. Önce Öz Biga Köfte Salonu’nda köfte yedik (ki hayatımın en kötü
köftelerinden biriydi; çok kalabalık bir okul grubu gelmişti tam o anda, belki
o nedenle bu kadar özensiz olmuştu). Sonra kordonda bir yürüyüş yaptık ve şu
meşhur atı gördük. Troy filminde kullanılan at Warner Bross’la anlaşılıp
Çanakkale’de sahile konmuş.
Otelimizde güzel bir uyku çekip sabahın köründe Öykü hanımla
birlikte hortladık :) Bir bebek yattığı yerde bu pozisyonu nasıl alır bilmiyorum. Gerçi bu bizim cadıysa her şey mümkün :)
Biz
mekanlarda yer bildirimi ve yorum yapmaya çok önem veriyoruz. Bizim için mekan
(otel, restoran vs) seçiminde en önemli kriter müşteri yorumları. Sabah
kahvaltıya gitmek için de yorumlara bakıp Orkide Unlu Mamuller isimli yere
karar verdik.
Yeri
bir turist için oldukça ters olsa da, on numara bir mekan. Kahvaltıda
Karadeniz’in bizim biraz yabancısı olduğumuz lezzetlerini sunuyorlar. Kaygana
ve kuymak mutlaka ama mutlaka denenmeli. Kahvaltının kişi başı ücreti 15 TL. İstediğiniz
her şeyden tekrar tekrar getiriyorlar. Çay da sınırsız. Ekstralarla birlikte
kişi başı 20 TL ödeyerek mekandan ayrıldık. İstikamet
Gelibolu ve Şehitlikler.
1 Mayıs tatili oluşunu göz ardı etmeseymişiz iyiymiş. Kilitbahir’e geçmek üzere iskeleye yaklaştığımızda Türkiye’nin buraya akmış olduğunu gördük. Gerçekten çok ciddi bir yoğunluk vardı, hem feribot kuyruklarında hem de Şehitlik’te. (Bu arada Kilitbahir feribotu araçla geçiş ücreti 30, Eceabat feribotu 35 TL). Biz ziyaretlere Kilitbahir’den başladık. Ancak Eceabat’a geçip vakitlice rezervasyonumuzu yaptırıp Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi ile başlamalıymışız
1 Mayıs tatili oluşunu göz ardı etmeseymişiz iyiymiş. Kilitbahir’e geçmek üzere iskeleye yaklaştığımızda Türkiye’nin buraya akmış olduğunu gördük. Gerçekten çok ciddi bir yoğunluk vardı, hem feribot kuyruklarında hem de Şehitlik’te. (Bu arada Kilitbahir feribotu araçla geçiş ücreti 30, Eceabat feribotu 35 TL). Biz ziyaretlere Kilitbahir’den başladık. Ancak Eceabat’a geçip vakitlice rezervasyonumuzu yaptırıp Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi ile başlamalıymışız
Bu merkezin detaylarına gelibolu.milliparklar.gov.tr adresinden ulaşın. Mutlaka rezervasyon yaptırın. Bu merkez, yarımadada göreceğiniz her şeyi en ince detayıyla tanıtan, küçük gruplar halinde içeri girip rehber eşliğinde gezilen bir merkez. Çanakkale tanıtımı için bugüne kadar atılmış en önemli adım bence. Biz oraya vardığımızda saat 16:00 idi ve son grubu da alıp mesaiyi bitirmişlerdi.
Gelibolu’ya Necmettin Halil Onan’ın şu dizeleriyle geçiyoruz:
‘Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.’
Biz Kilitbahir Kalesi
ile başlamayı planladık ancak kalede çalışma olduğundan ziyarete kapalıymış.
‘Çimlere bamayarak’ yola devam ettik :)
Burada Şehitlik’te görülecek yerleri sıralamayacağız. Aslında mutlaka rehber eşliğinde, basmadık kaldırım taşı bırakmayacak şekilde gezilmesi gereken bir yer burası. He yer anıt, her yer şehit kanı, her yer ayrı bir hikaye. Anadolu’nun cazibesi, ülke yöneticilerinin bitmeyen hırsları, bizden de ‘onlardan’ da çok kan dökmüş. Anadolu’yu kahramanca korumuş her bir Türk ve buraya neden getirildiğini bile bilmeyen ‘düşman’ askerleri hem karşı karşıya hem de sırt sırta bir mücadele vermişler. (Bkz. Mehmetçiğe Derin Saygı Anıtı).
Çanakkale
Savaşı, nerede okuduğumu hatırlamadığım şu sözü aklıma getirir hep: ‘İnsanlar
bazen yanlış adreste karşılaşırlar. Amerikalı askerle, Bağdatlı kundura
tamircisinin şahsi hiçbir problemi yoktu.’ Bir savaşta ne kadar destan yazılsa
da, madalyonun bir de öbür yüzü var: ‘Çanakkale içinde bir uzun servi, kimimiz
nişanlı kimimiz evli, of gençliğim eyvah’
Şehitlik
gezisiyle ilgili naçizane önerilere devam edelim:
· İmkanınız varsa tatil olmayan bir dönemde gidin, kalabalığı azaltmak ve kalabalıkta ezilmemek için.
· Elinizde güncel bir kroki olursa (rehber eşliğinde değilseniz) daha rahat edersiniz. Harita ve bilgilendirme broşürleri otellerde ve danışma noktalarında ücretsiz veriliyor. Şehitlik içinde de 1-2 TL’ye satın alabilirsiniz.
· Gerçi kafeler, büfeler var ama siz yine de yanınıza atıştırmalık ve su alın.· Bölge fena rüzgarlı. Özellikle bebekli/çocukluysanız iki kat önlem alın.
· Fotoğraf çekeceğiniz cihazın şarjını önceden kontrol edin.
· Anıtlara, mezarlıklara yaslanıp bikinili katalog çekimi yaptırır gibi pozlar vermeyin. Çiçekleri koparmayın.
- Anıtlarda yol olan yerler dışında (mesela çiçeklerin üstünde) yürümeyin. Çiçeklerin arasına girip çamaşır deterjanı reklamlarındaki gibi yuvarlanmayın, fotoğraf çektirmeye çalışmayın.
Yüksek sesle konuşmayın. Yediklerinizin çöpünü yere atmayın. Oradaki güvenlik görevlilerini çıldırtmayın. Bas bas düdük çalmak zorunda bırakmayın. Şehitlerinin ruhuna dokunmaya gelmiş insanların duygusal modunu kaçırmayın, asabını bozmayın.
Kısacası lütfen ORANIN ŞEHİTLİK OLDUĞUNU UNUTMAYIN.
· İmkanınız varsa tatil olmayan bir dönemde gidin, kalabalığı azaltmak ve kalabalıkta ezilmemek için.
· Elinizde güncel bir kroki olursa (rehber eşliğinde değilseniz) daha rahat edersiniz. Harita ve bilgilendirme broşürleri otellerde ve danışma noktalarında ücretsiz veriliyor. Şehitlik içinde de 1-2 TL’ye satın alabilirsiniz.
· Gerçi kafeler, büfeler var ama siz yine de yanınıza atıştırmalık ve su alın.· Bölge fena rüzgarlı. Özellikle bebekli/çocukluysanız iki kat önlem alın.
· Fotoğraf çekeceğiniz cihazın şarjını önceden kontrol edin.
· Anıtlara, mezarlıklara yaslanıp bikinili katalog çekimi yaptırır gibi pozlar vermeyin. Çiçekleri koparmayın.
- Anıtlarda yol olan yerler dışında (mesela çiçeklerin üstünde) yürümeyin. Çiçeklerin arasına girip çamaşır deterjanı reklamlarındaki gibi yuvarlanmayın, fotoğraf çektirmeye çalışmayın.
Yüksek sesle konuşmayın. Yediklerinizin çöpünü yere atmayın. Oradaki güvenlik görevlilerini çıldırtmayın. Bas bas düdük çalmak zorunda bırakmayın. Şehitlerinin ruhuna dokunmaya gelmiş insanların duygusal modunu kaçırmayın, asabını bozmayın.
Kısacası lütfen ORANIN ŞEHİTLİK OLDUĞUNU UNUTMAYIN.
Son maddede bahsi
geçen durumları bizzat yaşadık. Deşifre etmek gibi olmasın diye, bunu
yapanların fotoğraflarını buraya koymadık. Hassasiyetinizi rica ederiz.
Hediyelik eşya satış noktasında oldukça ilginç bir ürün bulduk. Paketin içinde bir tişört, bir de boya seti. Çocuklar, tişörtün üzerindeki asker ve bayrak figürlerini istedikleri gibi boyuyorlar, giyiyorlar. Boya, kumaş yıkandıkça çıkıyor ve tekrar istedikleri gibi boyuyorlar.
Gürültüden,
aslında bir şehitlik geziyor olduğumuzu Anzac Koyu’nda anlayabildik. Kimse
yoktu. Ali burayı daha önce Avustralyalı damat John ile gezdiğinden Anzac
Koyu’nu bulabildik. Yoksa tabelası çok küçük. Bir bilenle gitmezseniz, görmeden
geçebilirsiniz.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi; ‘Gelibolu’da şuralar, şu sırayla gezilir’ kısmına bu yazıda girmiyoruz. Burası hem ara başlıkta anlatılacak gibi bir yer değil, bir destan coğrafyası; hem de bizim bu yazıyı yazmaktaki amacımız o değil.
Kanımızı
donduran 57. Alay, savaş günlerinizi gözümüzde canlandırdığımız siperler,
savaşa bir kez daha lanet ettiğimiz Mehmetçiğe Saygı Anıtı, güçlü inancıyla
heybetini birleştiren büyük insan Seyit Onbaşı ve diğer onlarca değerli noktayı
ardımızda bırakıp feribot iskelesinin yolunu tuttuk. Kalabalık iskeleye
kilometreler kala başlıyordu. ‘Kilitbahir’den geldik ama dönüşü Eceabat’tan mı
yapsak, orası daha mı sakindir derken, Kilitbahir iskelesine yöneldik ve
şanslıydık ki, üçüncü feribota binebilmiştik. Akşam yemeği için Kordon’da Cafe
Du Port isimli bir yere gittik. Makarna, ızgara, salata, tatlı, alkol var.
Güzel bir mekan. Aslında bir otelin restoranı, bu nedenle genelde kalabalık ama
biz geç gittiğimizden sakinleşmişti.
Ertesi sabah
Kordon’da bir simitçide kahvaltı yapıp şehri gezdik. İlk Nusrat Mayın
Gemisi’nin temsilini ziyaret etmek istedik ama içeri gruplar halinde
alıyorlardı ve biz geç kalmıştık. Grubu kaçırmıştık.
Rotayı Aynalı Çarşı’ya çevirdik. Birkaç yıl öncesine kadar kaderine terk edilmiş halde duran çarşı, bugün bir Kapalıçarşı edasıyla turistleri ağırlıyor. Bu hale getirenlerin eline sağlık :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder