Aslında söyleyecek çok sözü olan bir ülke Ukrayna. Çünkü hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil. Orası yırtık afişlerin, geniş caddelerin, opera ve balenin, fakirliğin ve gösterişin ülkesi. Kafamda deli sorular :)
Yola çıkmadan, önce kalacak yerimizi ayarladık. Çünkü Öykü artık beş yaşına yaklaşıyor, ve daha kıpırdak. Ve açıkçası Ukrayna bana dışarıdan bakınca hiç de güven vermiyordu. Biz de en meşhur cadde olan Krişatik Caddesi'nde bir ev kiraladık. İki yatak odalı, gayet temiz, bakımlı ve yeri mükemmel bir evdi. Bağımsızlık Meydanı'na yaklaşık 500 m mesafede. (İlgilenenler için evin detayı: вулиця Лютеранська, 3, Київ, 02000, Ukrayna. Ev sahibinin adı Valentyn. www.airbnb.com)
Alfabe farklılığından yaşayacağımız sorunları bildiğimiz için İngilizce-Ukraynaca sözlük indirmiştik telefonumuza. Bir de çevrimdışı çalışan bir navigasyon uygulaması da çok işimizi gördü. Toplu taşıma gayet ucuz ve her yere götürüyor ama yine de Uber yüklemeniz ve hesap oluşturmanız önemli.
Gelelim hikayeye: İzmir'den direkt Kiev'e uçarak yolculuğumuzu başlattık. Havaalanında Uber çağırarak 80 Grivna'ya evimize ulaştık. (Gerçi aynı yolu dönüşte 200 küsur Grivnaya döndük, sebebini bilmiyorum.) (Fiyatlar için Grivna vereceğim, kura kendiniz bakın, sanırım çok sık değişiyor, yanıltıcı olmasın. Zira ben yanıldım...)Ev sahibiyle öncesinde haberleşmiştik ve gece gelip kapıyı açmak için 10 USD istemişti. Gece yarısı bir saatte gelip kapıyı açtı ve eve yerleştik. Gece bir şeye benzetemediğim şehir sabah pırıl pırıl parlıyordu. Uyanıp yollara düştük ve kahvaltıyı önceden belirlediğimiz Milk Bar'da yaptık.
Ve aslında 'Ukrayna'da sudan ucuz tatil!!!' mottosunun artık neden gerçeği yansıtmadığını deneyimledik. Bizim para birimimiz bugünün kuruyla, onlarınkinden 4 kat değerli. Ama birçok şey Ukrayna'da aslında çok çok pahalı. Örneğin bir omlet 145 Grivna. Yani 35 TL'den fazla. Siz Türkiye'de nerelere gidip ne kadar para harcıyorsunuz bilemem ama bence bir omlet için 35 TL 'sudan ucuz' bir rakam değil. Ya da 200 Grivnanın altında ana yemek yok; bir küçük şampuan 150 Grivna, penye bir bebek elbisesi 2000 Grivna… Orada bir Türk aile ile sohbet ettik. İnsanların gerçekten fakir olduğunu (ki bir doktorun maaşı 350 USD), aç gezdiğini ama gösterişten asla taviz vermediğini anlattılar. Bizim de çok dikkatimizi çekmişti; kadınlar çok bakımlı, bize göre rüküş olsa da kendilerince oldukça süslüler; ama yaşadıkları evleri görseniz, o balkonlar binalardan koptu kopacak... Eski, bakımsız, rutubetli, her yer yosun ve mantar...Ama tırnaklar jel, kirpikler hep takma :) İşte bu nedenleymiş ki, adım başı ucuz kahveci bulabiliyorsunuz ama yemek yiyecek yeri ararmanız gerekiyor. Çünkü gerçekten yemiyorlar. Restoranlarda Ukraynalı sayısı çok az.
Bizim zamanımız çok olmadığından ve önceliği sanat galerine vermediğimizden size adım adım ne yaptığımızı anlatmayacağım. Çünkü şehrin her gelene anlatacak gerçekten çok farklı hikayeleri var. Bizim uğramadan geçtiğimiz o mekanlarda eminim ki hakkı yenilmeyecek sanat eserleri ve etkinlikler vardır. Daha çok kiliseleri, caddeleri ve çikolata kafelerini gezdik :)
Biz Kiev'i şehir merkezini üç ana bölgeye ayırarak gezdik.
Dediğim gibi, dört yaşında çocukla gezince bol molalı, sık yemeli içmeli, yoğun olmayan bir güzergah çizdik. O yüzden adım adım ne yaptığımızın detayını vermeyeceğim.
Kendinize çizeceğiniz rota üzerinde zaten görülmesi gereken yerler çok net şekilde karşınıza çıkıyor, aramanıza gerek yok. Alfabe farkı kafanızı karıştırmadığı sürece her şey çok net. Caddeler ve meydanlar geniş, her yerde şifresiz internet var.
Goethe Kiev'in bir park içine kurulduğunu söylemiş. Çok da güzel demiş. Bir yerden bir yere giderken yolunuz mutlaka bir parktan geçiyor. Ali gibi, polenlerle arası kötü biriyseniz bu parklar sizin için de yorucu olabilir. Polenlerin kar gibi yağdığı, yer yer tipiye döndüğü parklar var...
Ukrayna'ya gitmişken opera binalarını ziyaret etmemek, hatta orada bir opera ya da bale
izlememek gerçekten çok büyük kayıp olur. Biz de Kiev'de sabahtan opera binasını ziyaret edip tek kelime İngilizce bilmeyen gişeci ile güç bela anlaşarak, akşamki bale tiyatrosu için bilet aldık. Bilet fiyatları 50 Grivna'dan başlıyor. Gerçekten hiç unutmayacağım bir akşam oldu. NOT: İçeri girebilmek için konsepte uygun giyinmek, sırt çantası takmamak, şık olmak gerekiyor. Biletimizi aldıktan sonra yürüyerek dolaşmaya devam ettik ve aynı hat üzerinde Golden Gate'i ziyaret ettik.
Sonrasında kilise ve manastırları ziyaret ettik. Bunların arasında St Sophia of Kyiv müze niteliği taşıyor ve girişi ücretli. (Bir de Mağaralar Manastırı ücretli; onun dışındakilerde genelde giriş ücretsiz. Bazılarında sadece Bell Tower bölümü ücretli olabiliyor ama biz hiçbirine çıkmadık.) Mimari özellikleri açısından hepsi ayrı birer sanat eseri; görmek gerek.
Eğer merakınız varsa, pazar sabahları büyük kiliselerde ayinler oluyor. Biz iki tanesine denk geldik. Din konusunda sınırları oldukça esnek biri olarak her türlü dini törende bulunmak bana keyif verir...
Akşam giyinip süslenip (yanımızda ne varsa artık!) Opera Binası'nın yolunu tuttuk. Hayatımdaki en keyifli sahne performanslarından birini izledim gerçekten...

Lviv Croissants isimli mekan kruvasanda lezzet sınırlarını aşmış bir yer :) Sabah kahvaltımızı orada yapıp yanımıza da biraz yolluk aldık. Bu mekanın Kiev'de de Lviv'de de çok sayıda şubesi var. Kiev'de bizim evin yakınında oluşu süperdi! İsterseniz peynirli, yumurtalı, salamlı, jambonlu (tuzlu); iserseniz Nutellalı, meyveli (tatlı) ya da sade seçenekleri var. Hepsi birbirinden lezzetli.
Bizden birkaç gün önce Kiev'de bulunan arkadaşlarımız Turuncu Devrim hakkında belgeseller izlememizi ve süreci daha yakından tanımamızı önermişlerdi ama bizim zamanımız olmadı. Bizim sade birer turist olarak gezdiğimiz Bağımsızlık Meydanı'nda ne olaylar yaşanmış, bir devir başlamıştı.
Serbest gezimiz kilise-park-kafe-çikolatacı sarmalıyla devam etti ve akşam yemeğini hoş bir Gürcü lokantası olan Çaça (Yaya gibi bir şekilde yazılıyor) Bar'da yedik. Biz gittiğimizde canlı müzik yoktu ama siz programı öğrenip ona göre gidebilirsiniz. Fiyat aralığı yine ana yemeklerde 180-300 Grivna arasındaydı. Kendi yaptıkları Gürcü şarapları da var. Restoranlarda alkol ile meşrubat fiyatları neredeyse aynı.
Yemekten sonra Podin tarafına geçtik. Önce Lviv Handmade Chocolate'a gittik (bu mekanın ismini tekrar vermeyeceğim ama en az 8 kez gittik :) Çok güzel çikolataları, dondurmaları, sütlü tatlıları ve kahveleri var. Her yerde de şubesi var. Kahveleri 60, tatlıları 80, dondurmaları 100 Grivna civarında. Öykü, çikolatacı ziyaretlerimizde bahanemiz oldu, e çocuk istiyor, n'apalım! :D ) Sonrasında da kısa bir dönme dolap eğlencesi :)
Podin'i lokasyon olarak bir çanağın ortasında gibi düşünebilirsiniz. Bir tarafı Andrevski yokuşu, diğer tarafı füniküler. Otantik yokuştan aşağı bir yürüyüş yapabilir, arada kafe ve restoranların önünde yürüyebilir, fünikülerle yukarı çıkabilirsiniz (8 Grivna, 2,5 dakika süren çok tatlı bir yolculuk). Biz arada Happy Grill Bar isimli bir mekanda mola verip çok da happy olmayarak oradan ayrıldık. Alkol tüketiyorsanız sıkıntı yok ama meşrubat servisini çok ciddiye almıyorlar. Ama yemekleri fena değil. Hesaba 30 Grivnda da servis ücreti ekliyorlar.
Akşam yemeği için oralı birinden aldığımız tavsiyeyle Kırım ve Gürcü mutfağı yapan Musafir isimli restorana gittik (sonrasında da her fırsatta oraya gittik). Şiddetle tavsiye ediyorum. (Rezervasyon yaptırınız!) Çibörekten kaburgaya, Özbek pilavından baklavaya, çorbaya kadar her şey var ve çok çok lezzetli. Fiyatları da diğer turistik restoranlara göre çok daha iyi.
Biz Kiev'de geçirdiğimiz son gündüzümüzde dünyanın en derin metro istasyonu olan Arsenalna'yı da görmek için metroyla, Lavra dedikleri Mağaralar Manastırı'na gittik. Orada da kilise ve manastır bölümleri var, ama biz direkt olarak mağaralara (Caves) yöneldik. Girişte aldığınız bileti saklayın, çıkışta da sorabiliyorlar. Caves bölümüne size verilen etek ve baş örtüsüyle giriyorsunuz. İçeride mumyalanmış din adamlarının camdan tabutlarına dokunup dua ediyorlar. Oldukça ilginç...
Mağaralar'dan çıkınca, uzuuuunnn uğraşlardan sonra, araç kiraladığımız Hertz ofisine gittik. Biz Lviv'i ve yol üstündeki şehir ve turistik noktaları da görmek istediğimiz için araba kiraladık. Ukrayna'nın çok çok bozuk şehirler arası yollarında araba kullanmanızı kesinlikle tavsiye etmem ama her yeri de (bizim gibi :) ) adım adım görmek isterseniz, Hertz ile bir sorun yaşamadık ve Yana isimli çalışan çok güler yüzlü ve sakin biri (Ukraynalılar genelde telaşlı, aksi ve İngilizce anlaşamadıkları için sinirli olabiliyor).
Arabayı alıp Lviv'e doğru yola çıktık ve resimleriyle bizi büyüleyen Aşk Tüneli'ne uğradık. Aslında uğramaktan fazlasını yapmak isterdik ama canavar sivrisineklerin saldırısına uğrayıp gerisin geri arabaya sığındık :(
Gece 01:00'de Lviv'e girmiştik ve airbnb'den kiraladığımız evin sahibi Segei bizi kapıda bekliyordu. Bu seferki ev sahibi gece kapıyı açmak için para istemedi neyse ki :) İki yatak odalı, tertemiz ve bakımlı evimize yerleştik. Yine bu bina da çok eski, rutubetli ve dökülmek üzereydi. Evin içine epey yatırım yapmışlar.
Sabah olunca kahvaltı için bir Türk mekanı olan Food&Good'a gittik ve güzelce kahvaltı ettik (çorba, hamburger ve kahvaltı tabağı aldık). Ardından Lviv Belediye Binası önünden kalkan shutlle bus ile şehri dolaştık. Türkçe anlatım seçenekli kulaklık sistemi ve biniş için 120 Grivna ödedik. Yanınızda kendi kulaklığınız varsa 20 Grivna az ödersiniz.
Ben Lviv'i Kiev'den daha çok beğendim. Küçük bir Balkan ya da Avrupa şehri havasında. Eski binaları, sonradan bir proje kapsamında olsa da başarıyla 'turistikleştirilmiş' atmosferi beni kendine hayran bıraktı gerçekten.
Orada da Lviv Handmade Chocolate ve Lviv Croissant'ı sıklıkla ziyaret ettik tabi ki :)
Lviv'de de Kiev'de de şubesi olan Roshen isimli bir yerel çikolata zinciri var. Mutlaka ziyaret etmenizi ve likörlü çikolatalarını denemenizi öneririm. (Bu arada ilgilenenlere bir not: IQOS marka elektronik sigara ve ekipmanları orada ciddi şekilde ucuz ve yaygın. Türkiye'ye cihaz sokarken sıkıntı olabiliyormuş sanırım ama kişi başı üç paket sigara getirme hakkımız varmış.)
Lviv'deki son akşamımızda, dünyanın farklı ülkelerinde de şubesi olan Vopiano isimli makarna & pizza restoranına gittik. İçerde çocuk oyun alanı da var ve çocuklu ailelerin rahat edeceği şekilde tasarlanmış. Yemeklerine bayılmadık ama Öykü çok memnun kaldı :)
Ertesi sabah arabayla Kiev'e doğru dönüşe geçtik ve yol üstünde Çernobil şehrine uğradık. Gerçekten çok güzel bir şehir, daha çok zaman ayırabilmeyi isterdim. Bu arada Çernobil faciasının yaşandığı alana gitmek istiyorsanız, en az bir hafta öncesinden bir tur şirketiyle anlaşmanız gerekiyor. Alana bireysel girişler yasak olduğundan sadece akredite bir turla ve asker gözetiminde reaktörün olduğu bölgeyi görebiliyorsunuz. Bölgede radyasyon seviyesi hala yüksek olduğundan ve Öykü'yü bu tabloya maruz bırakmak istemediğimizden biz bu tura hiç yeltenmedik.
On bir saat süren araba yolculuğumuzun ardından Kiev'e vardık, Musafir'de yemeğimizi yedik, arabayı teslim ettik. Sonra da Uber'e binerek, havaalanından eve geldiğimiz yolun aynısını, 3 kat fazla para ödeyerek geri dönerek uçağımıza bindik ve İzmir'e döndük.
Yine gidesim var Ukrayna'ya; ama bu sefer Odessa'ya.
Yollarda kalınız efendim :)














































