Cennet bu dünyadaysa, kesin (en azından bir kısmı :) ) Türkiye’dedir. Yazı
kışı, dağı, denizi, dört mevsimiyle Türkiye aslında yaşanacak ve yaşatılması
zorunlu bir coğrafyadır.
Bu cennetin hurileri de şüphesiz güney Ege kıyılarıdır.
İzmir’den yola çıkar, Aydın-Çine-Muğla üzerinden Sakar Geçidi’ne ulaşır ve
dantel kıyıları seyretmeye başlarsınız. Sakar’ın bir tarafı dağ bir tarafı
uçurum kıvrımlarından inerken, balcısından çaycısına her satıcıda durur, bir
şeyler alma bahanesiyle manzarayı biraz daha izlersiniz. Zaten bu tarafa
geliyorsanız hem kendinizin hem konu komşunuzun yıllık bal ihtiyacını karşılar
da dönersiniz. Zira buranın balının tadını alan, marketlerdekilere bir daha yeltenmez.
Biz de bu cennete birkaç günlük bir yolculuk yapalım dedik.
Bu sefer, ‘Artık bebekliyiz. Sırt çantalı, her gün ayrı bir yerde fingir fingir
gezmeli değil de; şöyle plajda akşama kadar yatmalı, kızgın kumlardan serin
sulara atlamalı bir tatil yapalım.’ dedik.
Oldu mu? Olmadı tabi ki. Yine her zamanki gibi ‘Aaaa burayı görmeden
olmaz, ay şurası da çok güzelmiş biz orayı hiç görmedik’ vs derken Sarıgerme konaklamalı
ama her yere uğramalı bir tatil yaptık :) Plajda yatma planı da sadece yarım günlüğüne hayata geçti :)
Biz Marmarisçiyizdir. Çok severiz. Doğası, safarisi, turiste
yaklaşımı, çarşısı pazarı bizi kendine çeker. Ama bu sefer rotayı Sakar’dan
sola çevirdik ve Dalyan, Sarıgerme, Göcek turu yaptık. Önce internetten
Sarıgerme’de otel aradık. İki-üç tane plajlı büyük oteli ve birkaç tane de
küçük pansiyonu & butik oteli olan bir bölge burası. Biz Lady Rose isimli
bir yerde karar kıldık. Çok da iyi bir seçim yapmışız. Bebekli olduğumuzdan
birtakım özel talepler için kendileriyle önceden birkaç kez görüştük. Çok
ilgililer. Burası oda & kahvaltı çalışıyor. Sadece dört tane odası
var. Tertemiz ve yepyeni. BB konseptinde
beş yıldızlı konforu :) Kahvaltısı çok lezzetli. Biz iki kişi gecelik 100 TL ödedik.
Otel seçimiyle ilgili bir noktayı belirtmekte fayda görüyoruz: Plajda akşama kadar serilip yatmak sizi oyalamaya yetmeyecekse ve ille Sarıgerme’de tatil yapmak istiyorsanız beş yıldızlı otellere bakın. Zira köyde yapacak gerçekten hiçbir şey yok. Ki, öyle bir durumda da İberotel’in erken rezervasyon fırsatlarını takip etmeyi unutmayın. Biz her şey dahil sistemine bir türlü ısınamadık. Zaten Öykü 3-4 yaşlarına geldiğinde ‘animasyonu olsun, havuzu olsun, kaydırağı da olsun, çocuk kulübü de olsun’ diyeceği için mecburen tatil şeklini değiştireceğiz :) Şimdilik hala kafamıza göre takılabiliyoruz :)
Otel seçimiyle ilgili bir noktayı belirtmekte fayda görüyoruz: Plajda akşama kadar serilip yatmak sizi oyalamaya yetmeyecekse ve ille Sarıgerme’de tatil yapmak istiyorsanız beş yıldızlı otellere bakın. Zira köyde yapacak gerçekten hiçbir şey yok. Ki, öyle bir durumda da İberotel’in erken rezervasyon fırsatlarını takip etmeyi unutmayın. Biz her şey dahil sistemine bir türlü ısınamadık. Zaten Öykü 3-4 yaşlarına geldiğinde ‘animasyonu olsun, havuzu olsun, kaydırağı da olsun, çocuk kulübü de olsun’ diyeceği için mecburen tatil şeklini değiştireceğiz :) Şimdilik hala kafamıza göre takılabiliyoruz :)
4 Temmuz sabahı yola çıktık. Çine yolunda bir kahvaltı
molası verip durmadan Sarıgerme’ye devam ettik. Ortaca’dan devam eden ana yol
üzerinde üç tane Sarıgerme ayrımı var. Sonuncu ayrım Dalaman Havaalanı ayrımı.
Orası yolu çok uzatıyor. Sarı renkte gösterilen ilk tabeladan girmenizi öneririz. Köyün
girişinde camiyi gördüğümüzde , ‘iyi en azından bir hoca vardır, galiba burada
başka da yaşayan yok’ dedik ama öyle değilmiş. Camiden sonra kavislenen yol
sizi turistik Sarıgerme’ye ulaştırıyor.
Adı Sarısu nehrine kurulan barikatlardan geliyormuş. Geniş bir caddesi, sağlı sollu birkaç restoranı, pansiyonu, marketi ve tezgahı var. Küçücük, samimi, temiz ve doğal bir yer. Pansiyonumuzu bulup odaya yerleştik. Kıyılar tamamen sit alanı olduğundan (diyeceksiniz ki, oteller nasıl inşaat yaptı. Bilmiyorum…) işletmeler genelde plaja yaklaşık 2 km mesafede. Plaja giden dolmuşlar var. Kendi aracınızla da gidebilirsiniz. Plajı SARÇED işletiyor. Giriş ücreti araç için 5, kişiler için ayrıca 2,50 TL. Plajın ücretli olması yerel halkın tepkisini çekmiş, çok kıyametler kopmuş bu konuda. İçerde duş, market, tuvalet, kabin, piknik masası; gözleme, tost, hamburger vs yapan bir büfesi var. Fiyatları oldukça uygun ve gözlemesi çok lezzetli J Plajda iki şezlong ve bir şemsiyenin ücreti de 10 TL. Uçsuz bucaksız kum plajda bütün gün yatabilir ya da arkadaki masalarda kağıt oynayabilirsiniz. Denizi çocuklar için derinlik açısından uygun. Çok sığ. Bu nedenle de bizim pek ilgimizi çekmedi orada yüzmek. Ali yüzüp biraz açılmak istedi ama çok sayıda tekne ve yelkenli, yüzenler için tehlike arz ediyor. Aslında (sanırım kıyıya 800 metre mesafedeymiş) karşıda Baba Adası var. Kıyıları şnorkelle dalış için çok güzelmiş ama biz o kıyıya bir türlü yüzemedik…
Ayrıca bebekle gezmenin kendine has avantajları da yok değil :) Mesela eşya taşıma ve ıslak giysileri kurutmada bebek arabası çok işe yarıyor :)
Adı Sarısu nehrine kurulan barikatlardan geliyormuş. Geniş bir caddesi, sağlı sollu birkaç restoranı, pansiyonu, marketi ve tezgahı var. Küçücük, samimi, temiz ve doğal bir yer. Pansiyonumuzu bulup odaya yerleştik. Kıyılar tamamen sit alanı olduğundan (diyeceksiniz ki, oteller nasıl inşaat yaptı. Bilmiyorum…) işletmeler genelde plaja yaklaşık 2 km mesafede. Plaja giden dolmuşlar var. Kendi aracınızla da gidebilirsiniz. Plajı SARÇED işletiyor. Giriş ücreti araç için 5, kişiler için ayrıca 2,50 TL. Plajın ücretli olması yerel halkın tepkisini çekmiş, çok kıyametler kopmuş bu konuda. İçerde duş, market, tuvalet, kabin, piknik masası; gözleme, tost, hamburger vs yapan bir büfesi var. Fiyatları oldukça uygun ve gözlemesi çok lezzetli J Plajda iki şezlong ve bir şemsiyenin ücreti de 10 TL. Uçsuz bucaksız kum plajda bütün gün yatabilir ya da arkadaki masalarda kağıt oynayabilirsiniz. Denizi çocuklar için derinlik açısından uygun. Çok sığ. Bu nedenle de bizim pek ilgimizi çekmedi orada yüzmek. Ali yüzüp biraz açılmak istedi ama çok sayıda tekne ve yelkenli, yüzenler için tehlike arz ediyor. Aslında (sanırım kıyıya 800 metre mesafedeymiş) karşıda Baba Adası var. Kıyıları şnorkelle dalış için çok güzelmiş ama biz o kıyıya bir türlü yüzemedik…
Ayrıca bebekle gezmenin kendine has avantajları da yok değil :) Mesela eşya taşıma ve ıslak giysileri kurutmada bebek arabası çok işe yarıyor :)
Akşam olup da karnımız acıktığında yemek için kısıtlı
seçenekten birini beğendik. Zaten işletmeler aynı dili konuşuyor. Fiyatları,
servis ve konseptleri, hatta menüleri bile birbirine çok benziyor. Esnaf
kafasına göre fiyat kırıp müşteri kapmaya çalışmıyor. O yüzden hangi mekanı
seçseniz benzer şeyler yiyip yakın hesaplar ödüyorsunuz. (Mekan seçimlerinizde
tripadvisor’u incelemeyi unutmayın!)
Ertesi sabah güne Lady Rose’un nefis kahvaltısıyla başladık.
Önceki gün Dalyan hakkında ufak tefek bilgiler toplamıştık.
Örneğin Sarıgerme’yi Dalyan’a bağlayan, ana yol dışında bir de dağ yolu varmış.
Oradan gitmeyin, kaybolursunuz, dediler ama, benim kocam Norveç’in dağlarında
kaybolmamış, Dalyan’da mı yol
bulamayacak, dedik ve kendimizi dağlara vurduk. Nefis bir yol, nar bahçeleri,
nar suyu satıcıları (ki mideniz sağlamsa gördüğünüz her yerde nar suyu için,
çok lezzetli :) )… İyi ki bu yoldan gitmişiz. (Gerçi kabul, navigasyon olmasa kaybolurduk :) )
Dalyan’a varıp arabayı park ettik ve İztuzu Plajı'na gitmek üzere iskeleye yürüdük.
Dalyan’a varıp arabayı park ettik ve İztuzu Plajı'na gitmek üzere iskeleye yürüdük.
Dalyan çok hareketli bir yer. Çok sayıda irili ufaklı otel
ve restoran var. Dalyan’da konaklama tercihi yaparken, otelinizin mutlaka
merkezde olmasını istiyorsanız, lokasyonuna iyi bakın. Dalyan her geçen gün
büyüyor ve adresi Dalyan göründüğü halde merkezden gerçekten uzak çok sayıda
otel var.
Sıralanmış İztuzu dolmuş/teknelerinden birine bindik. İztuzu plajı Caretta carettalar için dünyadaki en önemli üreme noktalarından biri. Görüntüde çok iyi korunuyor (umarız gerçekten öyledir). Burası hem coğrafi bir mucize hem de turizm açısından önemli bir ekmek kapısı.
İztuzu’na Dalyan iskelesinden küçük teknelerle ya da kara yoluyla ulaşılıyor. Tekne ücreti kişi başı gidiş/dönüş 10 TL. Yolda meşhur kral mezarlarının ve sazlıkların arasından geçiyorsunuz.
Çok keyifli bir yolculuk, yaklaşık yarım saat sürüyor (bu süre tekneden tekneye değişiyor). Şanslıysanız yolda kaplumbağa bile görebilirsiniz. Genelde oldukça rüzgarlı oluyor. Giyim kuşam konusunda tedarikli olmalısınız.
İztuzu'na yaklaşırken bir 'kapı'dan geçiliyor. Bu da caretta carettaları koruma yöntemlerinden biriymiş. Tekne geçişlerinde, altı ağ olan barikat indiriliyor ve geçiş tamamlandığında tekrar kaldırılıyor.
Bu plajda da işletme var; büfe, kabin, duş (tuzlu su akıyor)
ve masalar var. Büfenin fiyatları çay 1, meşrubat 3-4, tost 6 TL. Plaja tekne
yoluyla ulaştıysanız girişine tekrar ücret ödemiyorsunuz ama karadan kendi
aracınızla gittiyseniz girişte ödeme yapıyorsunuz. Eğer tüm gününüzü İztuzu’nda
deniz keyfi yaparak geçirecekseniz yanınıza hasır alın. Şezlong ve masalar
yetmeyebiliyor. Biz gittiğimiz gün deniz aşırı dalgalıydı. Girdik ama çok
keyifli olmadı.
Dalyan’a döndüğümüzde Kaunos Çay Bahçesi’nde bir mola
verdik. Tabi ki nar suyu içtik (4 TL).
Burası Dalyan’ın kesinlikle en güzel noktalarından biri; sazlıkların
arasında, kaya mezarı manzaralı, püfür püfür esen ağaçlık bir yer.
Yemek yemek için Foursquare’in yorumlarından hareketle The
Fruit Cafe isimli bir yere girdik. Memnuniyet düzeyimiz : Zayıf…
Sarıgerme’nin akşamlarında alemlere akma şansınız pek olmasa
da, oturup keyifle müzik dinleyip sohbet edebileceğiniz sakin mekanlar var.
Ertesi gün kahvaltıdan sonra Sarıgerme’de denize girmenin
yanına bir aktivite daha sıkıştırarak, adını duyduğumuz ama daha önce hiç
gitmediğimiz Yuvarlak Çay’a gittik. Burası Beyobası mevkiinde, akan buz gibi
suyun yanına sıralanmış restoranların olduğu bir yer.
Biz azmedip ırmağın gözüne kadar, o bozuk yollarda arabayla çıktık ama yürüyerek devam edilmesi gereken kısımdan geri döndük. Kaynağına ulaşamadık.
Su kenarları restoranlar tarafından parsellenmiş ve suya bir restorana girmeden ulaşamıyorsunuz. Su 7-12°. Bütün restoranlar bahçesine ya salıncak kurmuş ya da merdiven koymuş. Bazı cengaverler buzzzz gibi suya girsin diye :)
Biz Çınar Restoran’da yedik. Tereyağlı alabalık da tandır da çok lezzetliydi.
Çok sayıda sinek ve arı olduğunu da söylemek gerek.
Biz azmedip ırmağın gözüne kadar, o bozuk yollarda arabayla çıktık ama yürüyerek devam edilmesi gereken kısımdan geri döndük. Kaynağına ulaşamadık.
Su kenarları restoranlar tarafından parsellenmiş ve suya bir restorana girmeden ulaşamıyorsunuz. Su 7-12°. Bütün restoranlar bahçesine ya salıncak kurmuş ya da merdiven koymuş. Bazı cengaverler buzzzz gibi suya girsin diye :)
Biz Çınar Restoran’da yedik. Tereyağlı alabalık da tandır da çok lezzetliydi.
Çok sayıda sinek ve arı olduğunu da söylemek gerek.
Ertesi gün rotayı Göcek’e çevirip hurilerin hurisi Sarsala
Koyu’na gittik. Burası teknelerin uğrak yeri. Özellikle havayoluyla gelip
Göcek’te mavi yolculuğa çıkacak olanlar bu koyu kullanıyor çünkü Dalaman
Havaalanı’na yakın.
Birkaç yıl önce ana yoldan koya karayolu yapılmış. Muhteşem bir koy. Sadece inşaat sırasında molozların bir kısmı sanırım denize dökülmüş; denizin dibinde yoğun olarak moloz görebilirsiniz. Yolda begonvil ve nar bahçeleri, günebakanlar var. Koya giriş için kişi başı 2,50 TL ödeme yapıyorsunuz. Tatil günleri koy biraz kalabalık oluyor.
Birkaç yıl önce ana yoldan koya karayolu yapılmış. Muhteşem bir koy. Sadece inşaat sırasında molozların bir kısmı sanırım denize dökülmüş; denizin dibinde yoğun olarak moloz görebilirsiniz. Yolda begonvil ve nar bahçeleri, günebakanlar var. Koya giriş için kişi başı 2,50 TL ödeme yapıyorsunuz. Tatil günleri koy biraz kalabalık oluyor.
Sarsala’dan Göcek’e doğru giderken ana yola çıkmadan
gözlemeciler var. Biz de birinde durup sac böreği yedik. Buranın da nar suyu
harikaydı :)
Göcek’e giderken yolu kısaltmak için tünel yapılmıştı. Dağlara
çıkıp vakit kaybetmeyeyim, şu düz yolu kullanayım, derseniz 3,50 TL ödeme
yapmanız gerekiyor.
Göcek yine aynı güzellikte karşıladı bizi. Sakin, temiz,
bakımlı ve pahalı J
Kısa bir tur atıp Öykü’nün muhtelif bez ve mama ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra
Sarıgerme’ye döndük.
Bazen olur ya, görmek istediğiniz bir yerin hep önünden
geçersiniz de; bir türlü uğrayamazsınız. Belen Kahvesi de benim için öyleydi. O
yoldan hayatım boyunca bilmiyorum kaç kere geçtim, tabelasını gördüm de hiç
gidememiştim. Bu tatilin sonunda nihayet başardım :)
Ormancı Türküsü ile meşhur olan Belen Kahvesi’ne, anayoldan ayrılıp içeri doğru devam eden 9 kilometrelik bozuk köy yolları ile ulaşılıyor. Hikayesi trajik. Aslına bakarsanız böyle olayların başka yerlerde de yaşandığınız biliyoruz. Ama adına türkü yakılmadığı için meşhur olmuyorlar. Hikaye ağanın oğlu, köy muhtarı ve orman işleri çalışanı arasında geçiyor. Evrakların ilçeye ulaştırılmasıyla ilgili çıkan kavgada, Bay Mustafa’nın sarhoş gelen Ormancı’yı korkutmak için sıktığı kurşun, yanlışlıkla arkadaşı Muhtar’a isabet ediyor ve Muhtar ölüyor. Tabelada bu hikaye çok güzel anlatılmış.
Gerçekten insanın içine bir sıkıntı oturuveriyor…
Kahveye gelince; yolda mola vermek için (mola vermek için 9 kilometrelik yolu tepmek size zor gelmiyorsa) çok çok güzel bir yer. ‘Çıktım Belen Kahvesi’ne, baktım ovaya…’ diye boşuna demiyor türkü. Tertemiz bir havası var.
Kahvede sıcak/soğuk içecekler, bazı yemek çeşitleri ve dondurma var. Tabelaları fotoğraflamak bloğumuzun asli görevidir :)
Ormancı Türküsü ile meşhur olan Belen Kahvesi’ne, anayoldan ayrılıp içeri doğru devam eden 9 kilometrelik bozuk köy yolları ile ulaşılıyor. Hikayesi trajik. Aslına bakarsanız böyle olayların başka yerlerde de yaşandığınız biliyoruz. Ama adına türkü yakılmadığı için meşhur olmuyorlar. Hikaye ağanın oğlu, köy muhtarı ve orman işleri çalışanı arasında geçiyor. Evrakların ilçeye ulaştırılmasıyla ilgili çıkan kavgada, Bay Mustafa’nın sarhoş gelen Ormancı’yı korkutmak için sıktığı kurşun, yanlışlıkla arkadaşı Muhtar’a isabet ediyor ve Muhtar ölüyor. Tabelada bu hikaye çok güzel anlatılmış.
Gerçekten insanın içine bir sıkıntı oturuveriyor…
Kahveye gelince; yolda mola vermek için (mola vermek için 9 kilometrelik yolu tepmek size zor gelmiyorsa) çok çok güzel bir yer. ‘Çıktım Belen Kahvesi’ne, baktım ovaya…’ diye boşuna demiyor türkü. Tertemiz bir havası var.
Kahvede sıcak/soğuk içecekler, bazı yemek çeşitleri ve dondurma var. Tabelaları fotoğraflamak bloğumuzun asli görevidir :)
İzmir yolu üzerinde Çine’ye uğrayıp köfte yemeden geçmeyin.
Ama önereceğimiz adres kesinlikle yol üstündeki o büyük lokantalar değil. Çine
zaten küçücük yer. Giriverin içine. Pazar yerinin yanında Doğa Izgara Salonu isminde bir yer var. Hem fiyatları daha makul
hem de çok daha lezzetli. Çöpşiş ve köfteden oluşan karışıktan bir buçuk
yersiniz artık :)
Biz bebeğimizle yollarda yeni öyküler yaşamaya ve sizinle
paylaşmaya devam ediyoruz. Bir başka gezi sonrasında, arayı çok açmadan
tekrar görüşelim. Yollarda kalın :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder